Monday, January 7, 2008

Science Des Rêves


Dünyanın , söylenenin aksine , etrafınızda dönmesini istediğiniz anlar oldu mu? "Yemişim yeryüzünü de , iyi-kötü dengesini de" dediğiniz? Back-to-future yapmak istediğiniz , zaman dengesi zımbırtısını düşünmeden?.. Bunların tek amacı eksik kalınanın kokusunu nüfuz etme istediğidir ve bunun güftesi sevgilidir. Sevilenle geçirilen vakit hep bir eksik kalır , nereden tutsan kayar gider elinden avucundan. Rüyayla gerçek arasındaki farkı daha seyrek ayırt etmeye başlarsın çünkü karşındaki sevgilindir , gerçek sevdiğindir ve rüyadan farksızdır çoğu zaman. Ama dur , konu dağıldı.. Dünyanın , söylenenin aksine , etrafınızda dönmesini istediğiniz anlar oldu mu? Büyük sikimizin keyfine göre dönmüyor ya , sevilen , zorla sevdirilen ya içine nüfuz edemeyecek kadar uzaktaysa? Kokusu sana 3 saat farkı mesafedeyse? Ve bu yüzden okşayamıyorsan saçını? Dudaklarını hissedemiyorsan?.. Bana dürüst cevap ver , veremiyorsan da bu filmi izle..

U~yk+u

+ Sensiz uyunmuyor.
- Peki ben yanında olsam , ama uyumasak?

...

Altın Bunun Neresinde?


...

-Ne olacaksın yavrum büyünce?
+Bilgisayarcı..
-Aferin.

...

-Üniversitede ne okumayı düşünüyorsun sarp?
+Bilgisayar Mühendisliği.
-Peki özellikle istediğin bir şehir var mı?
+Kesinlikle İstanbul.

...

-Abi , 26'sında ordayım , hazırlan ha.Özledim İzmir'i.

~

Çaya 1 milyon vermekten , Ortaköy'deki kafe elemanlarıyla oturacak yer sıkıntısı çekmekten , 17 yıl boyunca gevrek dediğin şeye simit demek kıvranırken , dondurucu soğuk kulağa işlerken , 150 milyon doğal gaz parası vermekten , taciz görüntülerini izlemekten , bir konuttan diğerine fordlar eşliğinde 1 saatte ancak gitmekten , kazılmaya başlanıp sonsuza kadar o şekilde kalan ara sokaklardan , trafikten , gerikafalılardan , medeniyet düşmanlarından , kalabalıktan , insanlardan ve onlara genel adıyla "insan" dememizin başlıca sebebi olan medeni tutumdan yoksun olan "zoraki insanlar"dan artık sıkılmadınız mı? Bütün bu öbek ve göbek grupları sizi germiyor mu halâ? Ne de güzel demişti ama Şener abi , "Ey İstanbul , taşın toprağın altın" diye. Konu başlığı "İstanbul Tabanlı Porno Endüstrisi" de olabilirdi , yapmadım sırf Şener abinin hatrına..
-bir de kemençe ve istiklal-

.yC


Bir zamanlar stencil yapan bir ademoğluyla tanışmıştım , kendine yoyocan diyordu , herkes de onu öyle biliyordu. Bir kez Arka Sokak'a gitmiştik çizgiroman projeleri hakkında laflamaya , yerinde durmuyor çocuk. Kahvemden alıyorum bir yudum , hop indiriliyor yoyo yere. Koyuyorum elimdeki fincanı , hop bu sefer yerdeki yoyo yukarı. Yoyo aşağı , yoyo yukarı , kahveden bir tat alamadım..

Konuyla bir alakası yok tabi , geldi öyle aklıma fotoğrafı görünce.

Friday, January 4, 2008

The Libertines (?)


Vudu yorumladığında bugün , son dönemin britanya çıkışlı gruplarını düşündüm bütün gün. Niyedir bilinmez , aklıma ilk olarak The Libertines geliyor hep. Hayata fazla taktım sanki bu aralar , -ki hep takıktım aslında- , ona dair her şeyi görürsün aslında bu grupta. Açlıktan doğan gırtlak yarasını da , zirveyi tırmanışı da , getirisi şöhreti de , uyuşturucuyu da , sokakların pisliklerini ve sonraları -önceleri bokunu emdikleri- aynı sokaklarda groupie'ler sayesinde atamadıkları iki üstüste adımı da yaşadı bu genç 4 çocuk , en şiddetlisi de Pete Doherty'de patladı. İngiltere , Uxbury'de başlayan 4 kan kardeşinin dramla sonuçlanan yaşamı olarak da özetlenebilir durum. NME'nin hep bir 'rock mesihi' ve 'rock'n roll'u kurtarıcısı' aradığı dönemlerde ilaç gibi gelmişti gitarı gitar olduğu için sevenlere. The Strokes ve Julian öteki kıtadan eyvahlar eşliğinde İngiliz kanallarını izlerken , The Libertines , Ada'yı birbirine katıyordu medya desteğini de sırtında bıçak gibi hissederek. Medya bu , uranyum üretiminden bile tehlikeli bir silah , dünya üzerinde istediklerini değiştirebilme 'yetkisine' otomatik olarak sahip olan yegane merci. Onbinler önünde verilen gürültülü konserler , şaşalı partiler , dönen milyonlarca dolarlar , binlerce satan albümler , groupie'ler , plak şirketleri , dergiler , röportajlar , fotoğraf çekimleri , yapılan anlaşmalar , imza günleri ve -...- Pete Doherty'nin , grubun diğer esas adamı Carl Barat'ın evinden aşırdıkları ve sonu gelmeyen uyuşturucu problemi ve son. En sevmediğim ama en hakiki laf olan "Her çıkışın bir inişi vardır"daki iniş ve dip.. Sırtını sıvazlattıkları , iki sigara tüttürüp beermate sandıkları medyadan , sivri ucunu hep bir şekilde hissettikleri o keskin bıçağın kalbe saplanışı.. Ama , Kate Moss en hakiki sevgilidir şu yeryüzünde , en hakiki kadın olduğu gibi (model demek istemiyorum -hiç-). Uyuşturucusuna da laf etmedi Pete'nin , hatta kendisi nemalandı , bıraktı olmadı , geri döndü olmadı ama en azından şu dünyada aşka az inananlardan biri oldu. Yemişin sen de değil bu , hiç değil , Totti'nin Roma sevgisi kadar gerçek , trt spikerinin 17 Mayıs 2000 akşamı ağlayarak haykırdığı kadar gerçek.. Geride kalan da bu zaten , aslında Doherty'nin tüm yaşadığı. Ve aslında , Libertines 4'lüsünden en kârlı çıkanı. En kendini mahvetmiş gibi gözükeni olsa da , oyunun kaybedenleri arasında tek kazananı. Carl Barat'ın , Gary Powell'ın ya da basçı John Hassall'ın nesi var şimdi ellerinde? Son bir umut olarak avuçlarını kanatırcasına sımsıkı tuttukları şöhretin kalan ufak bir parçası bile yok artık , o da tükendi çokca zaman önce.. Hiç Babyshambles dinlediniz mi peki? Pete Doherty , uyuşturucu ve hapishaneden kalan zamanlarını , 'zamanlarını' açayım , o tanrı vergisi şiir yazma ve bunu müziğe en büyüleyici şekilde dönüştürme yeteneğini , bu grup için harcıyor artık. Uyuşturucunun büyük bir kısmını bloke ettiği o beyninden , yaratıcılık namına geride kalanları ancak tabi. Ve Doherty , bu dünyanın yazık edilmiş , -kendisi ve- toprağından geldiği sokaklar tarafından ihanete uğramış ve yitip gitmiş en büyük yeteneğidir aslında..

Wednesday, January 2, 2008

Git Gel Pera


Tadına varılmamış aşkların merkezi İstanbul , taşra çocuğunu ince uzun topuklarıyla ezer. Ruhun bir mola verir Beyoğlu sokaklarında , derin bir nefes alır. O an içtiğin sıcak bir kahveyle , yerden bulduğun izmarit parçası arasındaki tek fark kalbinde delik açarak geçen tramvaydır elbet. Tramvay yaşamın yansımasıdır. Müziğin arka teması ne olursa olsun , etkiler seni tramvay ve istiklal caddesinin üzerine çökmüş o hüzün. O hüzün ki , insanların yüzündeki çaresizliği okuyabildiğin. Halbuki bu çaresizlik -ne yazık ki- tek bir olayın yarattığı hüzün değil , ezilmişliğin de verdiği bir sonuç. Ezilmişliğin yarattığı sertlik. Öyle ki , orası Beyoğlu , dünyanın en büyük aşkına da gebe olur , kafasının içindekiler yüzünden çıkan kurşun seslerinin yarattığı tepkisizliğe de. Dünyanın o saniye için en şanslı insanı da olursun , kucaklanırsın ve kusana kadar dönersin havada durmadan -ama kusmak seni etkilemez , bizzat sen istersin. Bir saniye sonra alnının ortasına dayanan namlunun yarattığı soğuk sana ölümün soğuğunu da hissettirebilir sana , sadece belediye araçlarının İstiklal Caddesi'nin tarihinin üzerine umarsızca döşediği betonu öpersin ve -kalırsın-. Unutmamalısın ki , orası Beyoğlu oğlum; orası ölüm , orası hüzün , orası isyan , orası başkaldırı. Orası hayatın ta kendisi..

.n


...

"Maketçi bu yapışkan siyah karışımı harç yerine kullandı... Söylenmek istenenler bu yarı canlı eğri büğrü kılıfın içine hızla nüfuz ettiler.Ruh keşmekeşindeki tüm yolculuklar kesişmişti. Netame , uzayan bu sonsuz aksların kesişmesiyle kontrozsülce büyümeye ve şekillenmeye başladı..."

...

"Ruhu çözülüyordu , içinden düşmemek için ayak bileklerine sıkıca sarılmıştı fakat kontrol edilemez bir şekilde yer taşlarına uzayarak şehre doğru çekiliyordu. Ruh yakalayıcılarının böylesine gevşemiş bir ruhu ellerinden kaçırmaya hiç de niyetleri yoktu."


.

Feed The World!

Nedir yeni yıl için oluşacak mesajlar? Ben yeni bir küresel ısınma yılı daha istemiyorum mesela. Sanat olsun bu sene diyecektim , o da 2010 için randevulu. Hmm , Angelina Jolie bir çocuk daha evlatlık edinmesin mesela ya da yeni bir Britpop grubu daha türemesin lütfen. Her sene bir yenisi çıkıyor bunların , Razorlight'ınız da Arctic Monkeys'iniz de alın sizin olsun. Ünlü bir bayan , kendi camiasından evli bir erkeği kapmasın mesela bu sene , onlardan prim yaparak coşan yeni yeni Nihat Doğan'lar görmeyelim bu sayede ekranlarda. Bülent Ersoy tüp bebeğin ne anlama geldiğini öğrensin , kültür shock yaşatmasın. Fatih Akın daha çok film çeksin bu sene. Kazım Koyuncu mezarından ayaklansın , kendisini özleyenlere bir canlı performans daha sergilesin , sonra geri dönsün. Taksim'de daha çok etkinlik olsun bir de , her mevkilendiğimizde aynı yerlerde dönüp durmayalım diye. Etrafı öküzler kaplamasın , bolca kanguru olsun , sokak köpekleri kısırlaştırılmasın.

Tuesday, January 1, 2008

Kör , Sağır ve Dilsiz


3 maymunu oynamak iyi gelir bazen. Hayata değil de hemtürlerine karşı oynadığınız güzel , bir o kadar sinsi bir oyun gibi gelir , insanı neşelendirmeye yeter. Umursamaz görünürsün , aslında öyle değildir. Hayatta hep kazanan olursun , yaşamının her dönemini başarılı geçirirsin , yolun yarısından sonra da ya dünyaca ünlü bir fotoğrafçı olursun ya da bir mafya babası. Görevinin başarısız olduğu tek alan sevgilin olur her zaman. Görmediğin , duymadığın ve konuş(a)madığın için yalnız kalırsın hep , çünkü tüm vücuduyla senin olmak ister , görmezsin. Kalbini delmek ister. Orada bir delik açmak , kalbine mesken tutmak , orayı yuvası kabul etmek ister , duymazsın. Ağzından dökülen kelimeler seni büyüler , işte bu dersin ama kelimeler kifayetsiz kalır. İşte o an , dünyanın en büyük kaybedeni olursun.. Dünyanın en büyük kaybedenlerine , yeni seneler , mutlu değil ama..

Monday, December 31, 2007

Die Wände


titreyerek sabah günü

senin çiftliğinde dolanıyorum

başıboş şuursuzca

bu yaptığın mümkün değil

sensiz ben ne yaparım

...

kazım koyuncu

Speicherstadt, Hamburg

2004 yılı , İzmir Adnan Menderes Havalimanı. Sabahın kör saatlerinde üstüste içilen kahvelerin verdiği dopinge rağmen zor durabiliyorum ayakta. Arkamda bıraktığım sadece İzmir değil , beni ben yapan birçok şey halâ orada. Ama ben , beni asıl ben yapan şeyi , yani yeni mekan peşinde koşuşturma sevgimi , o benliğimi seçip binlerce kilometre uzaktaki Almanya'ya gidiyorum. Şimdi evrak sırasındayım. 1-1.5 saat arası bir süre sonra uçağım kalkacak , acaba buraya bir daha ne zaman geleceğim? 1 hafta? 1 ay? 1 yıl? 2 gün? Birbir ilerliyoruz hatta. Havanın sıcaklığı boğamızı daraltıyor , yutkunmaktan fayda yok.

...


Bir uyarı sesinin ardından gelen , "..Wir haben landete auf Flughafen Hamburg.." anonsu. 5 dakikalık kestirmenin verdiği yüce dinçlik. Üst raftan sırt çantamı indiriyorum ve yolculuğumun ilk 2 saatini işgal eden iki alman teyzeye güle güle çekiyorum. Bavul sırası beklemek can sıkıcı olacak. En iyisi mi , diyip , ayağımın tozuyla o meşhur içi kremalı inek peynirli tahıllı ekmeklerden alıyorum. Tad anlatılamaz güzellikte. En fazka 3 dakika sonra ağzımda ekmekten de peynirden de eser kalmıyor. Bavulumu aldım..


...


Çıkışta birkaç tanıdık yüz görmek -beklediğimin aksine- hiç fena değil. Türk usulû tokalaşmalardan sonra biniyoruz arabaya. Almanya'nın yeşili eksik olmayan asfalt yolları ve kapalı bir gökyüzü. Yağmur her an yağabilecekmiş gibi duruyor , ama aslında öyle bir şey olmayacağını yolun kenarındaki yosunlu kaplumbağa bile biliyor. Bu bile beni delirtmeye yeter. Her "Harburg" yazan tabeladan kırıyor şoför direksiyonu. Ara sıra ön koltuktan arkasına dönüp , -yine beklemediğim şekilde- , alışılmışın dışında sorular soran halam , ama o kadar yaşlanmış ki!..


...




...

En eğlenceli insanın yanındayım şimdi , Bayan S. , doğduğundan beri Almanya'dan başka sadece türkiye tozu yutmuş , tam bir Avrupa kadını. Sesindeki özgüven , hareketleri ve vurguları beni büyülüyor. Eski yılları konuşuyoruz şimdi onunla. Benden yaşça büyük , eşyalarımın hikayeleri daha net hafızasında , anıların ardı arkası kesilmiyor. O konuşuyor ben dinliyorum. Ben konuşmaya çalışıyorum , cesaret edemiyorum. Sigara almak için sokağın karşısındaki markete çıkıyorum. Dükkanın kapısına varana kadarki o kısa sürede fiyat tahmini yapıyorum , ama , çok kötü çuvallıyorum. Klasik kısa malbuş 5.5 € ..


...


Sigaramı yaktım , sıradaki durak Harburg merkez. Harburg , Hamburg'un bir köyü. İçinde Carousel'ler , büyük alışveriş merkezleri olan bir köy.. Sokak başı gördüğüm kaykay rampaları ise beni benden alıyor , bavuluma bakıp sırıtıyorum , board'umu yanımda taşıdığım için..

...


Bir türk evine giriyorum. Klasik kalabalık ve yanındakinin sözünü bitirmesini engellemeye and içmiş insanlar topluluğu. Bir anlık kargaşa. Hangisiyle yanaklaşacağımı , hangisinin sorusuna cevap vereceğime şaşırıyorum. Ama ben bunu bekliyordum. Ben zaten bunun için gelmemiştim ki , gelip geçici ilk gün yoğunluğu bu.

Bayan S. ile sigara içmeye çıkıyoruz. Hava , temmuzda olmamıza rağmen buz , insanın kulağına işleyen bir soğuk. Ne üşütüyor , ne üşütmüyor ama parmak uçlarını hissedemeyeceksin az sonra , Bay S.


...


Sigaram bitti.

Friday, December 28, 2007

Kar

Biliyorsun değil mi?

Yokluğun ızdırap,
varlığın çoşku.
Yokluğun ölüm,
varlığın yaşam.

...
Hülya Arısan

Mmm.. Bir Kahve Arası

Ufukta farklı güftelerle yola çıkılacak yeni bir yolculuk.Bana ait olanlarla haylidir kesişirken beni asıl endişelendiren , hangilerinin seçileceği , bana yol-su-elektrik olarak kaç nokta kaç şiddetiyle vuracağı değil. Kahve elbet soğuyacak , kahvenin kaderi bu. Beni asıl endişelendiren kopukluklar.Kilometrelerin , minik büyük kalpler için tekrar hesaplandığında çıkacak sonucun vehameti..3-5 değiştokuşa aranacak , sesi duyulacak olana 3-5 dakika yetecek mi? Bu soru da değil beni asıl endişelendiren. İlk kez uzak kalınacak olması helvadan da suyundan da. Baklava da nasıl özletecek kendini. Peki ya nargile var mıdır ki yeni benliğimi gözüm kapalı teslim etmek zorunda kalacağım yeni mekanda?Birde ilk kez havalimanı koklayacağım. Havalimanları farklı farklı kokar ,demişti bir yabancı çok yıllar önce. Ama ben koku alamam ki.. Beni endişelendiren yeni yatağımın anne evi kokmayacak olması değil. Lakin, o kalsın , suretimin küçücük bir değişiminden anlayan olmayacak beni ,mutluluktan mı yoksa kahırdan mı atlayacağımı o uzun gökdelenlerden.Ama.. -Off- kahvem soğudu yine. Elimde kumanda >>forward.

Thursday, December 27, 2007

Babamız Bizi Sevmedi

Bütün kötü kadınlar bizden sorulur.. Ama babamız bizi sevmedi.. Babamız bizi sevmedi..